Givenchy’nin DNA’sı hep iki uç arasında salınıyor:
Audrey Hepburn’ün zarafetiyle sokakların sert ritmi; couture
disiplininin matematiği ile pop kültürün yüksek volümü. Tam da bu
aralıkta, Sarah Burton’ın gelişi güçlü bir gelecek vaadi. LVMH
çatısı altındaki Maison, 2024’te Burton’ı kadın ve erkek tüm
koleksiyonların kreatif direktörü olarak atadığında, bu kararın
arkasında hem bir estetik strateji hem de işleyen bir kültür
makinesi vardı.

Sarah Burton’a dair üç anım var. Anı demek doğru değil gerçi, aynı hikayenin iki öznesi değiliz neticede. Çağrışım belki daha doğru olur, bu üç an da aynı duygu etrafında şekilleniyor.

Alexander McQueen’in zamansız vedasının ardından İngiliz modaevinin kime emanet edilebileceği sorusunda tartışmasız tek isim herkesin favorisiydi: Sarah Burton. Popüler kültür çocuğu olarak Catherine Middleton’ın düğünüyle elbette ilgileniyordum ve ne giyeceğini herkes gibi ben de merak ediyordum; konu aylarca tartışıldıktan sonra tilki gibi çalışan bir gazeteci düğüne saatler kala beyaz elbisenin kime ait olduğunu sızdırmıştı: Sarah Burton. Ve Riccardo Tisci’in Burberry’e geçişinden sonra bir türlü istikrarı sağlanamayan Givenchy’nin (Clare Waight Keller büyük fanınım, insanlar yaptıklarını anlamadı sadece. Clare’den sonra Matthew M. Williams vaad ettiği hype’ı asla yaratmayı başaramadı) yeni kreatif direktörü duyurulduğunda: Sarah Burton. Hepsinin ortak noktası derin bir oh çekmem.

51 yaşındaki Burton, Cheshire, İngiltere doğumlu. Ada’nın kuzeyinden. Eşi, David Burton genelde farklı ELLE edisyonları için hikayeler üreten bir moda fotoğrafçısı, aynı zamanda internette gezinen nadir Sarah Burton fotoğraflarında imzası var. Müzik öğretmeni bir anne ve muhasebeci bir babanın beş çocuğundan biri, bugün kendisinin de üç çocuğu var. Moda dünyasında kadın kreatif direktörlerinin sayısı az olduğu için 2013’te ikiz çocuklarına hamile olduğunda doğum iznine ayrılarak Alexander McQueen için düzenleyeceği şovu iptal edince manşet olmuştu.

Ünlülerle takılmayı bırakın, bir Instagram hesabı olan tasarımcı bile değil o. Converse’leri, blue jean’i ve beyaz gömleğinden oluşan üniformasıyla tanınmadığında daha mutlu. 1996’da Alexander McQueen’de stajyer olarak adım attığı endüstride, yıllar içinde basamakları tırmandı. Lee’nin intiharı sebebiyle isteksiz de olsa başa geçtiğinde sene 2010’du. Devamında gelen 13 yıl boyunca McQueen’in karanlık ihtişamını görkemli siluetlerle devam ettirdi.

Elbette sürekli bununla yaşamıyorum. Ama şu soruyu sormadan da edemiyorum; Sarah Burton UFO’lara inanmasaydı moda tarihi aynı olur muydu? Burton’ın eğitim aldığı Central St. Martins’teki mentorlarından biri onu Alexander McQueen’le staj yapmak üzere tanıştırdığında McQueen her şeyden önce ona portfolyosunu sormamış. Ne okulunu, ne tekniğini, ne de ilham kaynaklarını… Bunun yerine “UFO’lara inanıyor musun?” ağzından dökülen ilk kelimeler olmuş. Burton’ın yanıtı “Evet”. McQueen “Tamam, o zaman anlaştık” diyor. Lee McQueen’in ufak bir şakası değildi. Bu, onun asıl testiydi: Hayal gücüne inanıyor musun? Mantığın bittiği yerde sezgiye güveniyor musun? Görünmeyeni ciddiye alabiliyor musun? O anda, moda tarihinde istisnai bir ortaklık başladı. Ve hep aynı dili konuşmaya devam ettiler.


Sarah Burton’ın 2010-2023 arasında Alexander McQueen’de inşa ettiği imza; kadın bedenini zırh gibi koruyan ama asla hapsetmeyen bir form dili, obsesif el işçiliği ve dramatik ama ölçülü bir romantizmden oluşuyordu. Burton hiçbir zaman Alexander McQueen’e sırtını dönmedi. Keskin omuzlu takım elbiseleri, deri biker ceketleri ve romantik yaklaşımı McQueen’in inşa ettiği siluetin devamıydı. Burton Givenchy’de de şimdi aynısını yapıyor. Onun kıyafetlere yaklaşımının güzelliği yer aldığı her iki modaevinde de kendinden önce gelen agresif erkeklerin tersine gitmesi… Alexander McQueen’de sığındığı çiçeklerin anatomisi bu kez, Givenchy’de fiyonklara bırakmıştı kendisini. Diğer bütün evlerin akıllara kazınan bir silueti ya da parçası vardır. Tüvit, Bamboo, Kelly duyduğunuzda direkt modaevlerinin adı belirir. Bazen de yaratıcısının ruhu sevimli bir hayalet gibi evin etrafında dolaşır, Daniel Roseberry’nin Elsa Schiaparelli’siz tek bir koleksiyon yapamayışı gibi. Gözler direkt bir referans noktası bulmak istiyor, bence bu yüzden Jonathan Anderson’ın Dior’unun birçoğunda karışık duygular bırakma sebebi buydu. Anderson tabii ki arşivlerdeydi, ama kavramları ya da daha saklı sembolleri almıştı. Demna’nın Balenciaga’da hip olduğu kadar, nefret toplama sebebi de aynıydı. Givenchy’de bu ne? Terzilik evet. Ancak bu tek başına modaevini insanların zihnine kazımıyor.


Givenchy’nin belleğinde hâlâ Audrey Hepburn’ün silueti dolaşıyor. Sabrina’dan Breakfast at Tiffany’s’e, Hepburn–Givenchy ittifakı yalnızca küçük siyah elbiseyi ölümsüzleştir- medi; evin “sade çizgide aristokrat zarafet” kodunu da dünyaya kazıdı. Bu ortaklık mo- danın sinemayla kurduğu en güçlü aşk hika- yelerinden biri olarak hâlâ referans veriliyor. Hepburn’ün Vogue ve Harper’s Bazaar kapak- ları da gözlerimi kapadığım ilk anda önümde canlananlardan.


Hubert de Givenchy’nin ardından kreatif direktör koltuğu defalarca el değiştirdi: Gallia-no’nun genç bakışı, McQueen’in dönüştürücü şoku, Julien Macdonald’ın 2000’ler pırıltısı… 2005’te Riccardo Tisci bayrağı devraldığında gotik romantizm ile tanıştık. Onun karanlık ama seksi, aynı anda dindar ve isyankar görsel dili hâlâ markanın modern hafızasının temel taşı. Givenchy 80’lerin sonunda LVMH tara- fından satın alınırken Hubert de Givenchy’ye modaevinin başında kalması için yedi sene teklif edilmiş. Kontratı bittiği anda ise onun yarı yaşındaki John Galliano başa geçerek yeni bir jenerasyonu couture’le tanıştırmıştı.

2017–2020 arasında Clare Waight Keller, Givenchy tarihindeki ilk kadın kreatif direktör olarak haute couture ile minimalizmi yeniden birleştirdi; Meghan Markle’ın 2018’deki gelinliği bu vizyonu pop kültürün orta yerine bıraktı. Ardından Matthew M. Williams dönemi. Metal aksesuarları, Alyx’in sokağa yakın teknik dili beklenildiği gibi bir hype yaratmayı başaramadı. 2023 sonunda ayrılığı duyurulduğunda, Givenchy’nin yeni rotası merak konusuydu. O boşluk bugün, Burton’ın sakin couture tonuyla dolduruluyor.

Givenchy’de Hepburn’ün mirası kaçınılmaz bir referans. Ancak Burton bu hafızayı kopyala- mak yerine sade ve modern bir ton sunuyor.

Arşive girdiği belli, ama kendini zaman tüneline hap- setmek yerine çağdaş düşünüyor. Hatta WWD’ye Pa- ris’e ayak basar basmaz arşivden Galliano’nun ve bizzat Givenchy’nin kendisinin tasarımlarını alıp varlıklarını yanında hissetmek istediğini söylüyor.

The Girl With the Dragon Tattoo günlerinden bu yana Tisci ve Keller’ın da ilham perisi olan çağdaş Hepburn Rooney Mara, Babygirl’ün yönetmeni Halina Reijn ve Vanessa Kirby gibi konuklar geçtiğimiz Mart, 3 Avenue Georges V, Paris’te sunulan ilk koleksiyonu izlemek için sandalye şeklindeki mukavvaların üzerine oturdular. Bunlar, Givenchy’nin 1952 tarihli ilk koleksiyonundan. Bu bile Burton’ın tutumunu belli ediyordu. Arşive gir, beğendiklerini seç, onu bambaşka şekilde yorumla. Burton’ın yapmaktan zevk aldığı diğer şey kumaşlarla oynamak ve sıfırdan yaratmak. Belki de Alexander McQueen’de 1997’de başladığında kendini kumaşlarda dolu masada bulduğundandır.

Modaya dair en sevdiğim şeylerden biri tasarımcıla- rın bir modaevine geldiklerinde yaptıkları ilk koleksiyo- nu anlatma ya da savunma şekilleri ve podyuma yolla- dıkları ilk look. Çünkü bu, yeni dönemin sinyalini çok iyi veriyor bence. Burton’ın yaptığı ilk şey de bütün bu akıllara kazınan hikayeler ve anlatıları bir kenara bıra- kıp çıplak bir başlangıç yapmak oldu. “En iyi yaptığım şey” diyerek “kesim ve siluete odaklandım” diyordu. “Givenchy, Lee’ye ve sonra bana bir koleksiyonu ne- redeyse couture koleksiyonu gibi yapmayı öğretti. Bir koleksiyon tasarlarken, binlerce askı dolusu kıyafet yapıp sonra içlerinden look seçmek değil mesele. Siluet ile başlıyor ve karakterlere dönüşüyor… her biri birey- sel bir varlık. Bu yüzden koleksiyonu bir araya getirme aşamasına geldiğinde, o kadınların kim olduğu zaten çok netleşmiş oluyor.”

Ve çıplak derken… Kedi kadını anımsatan file bir tulumla başlıyordu modaevinin yeni bölümü. Üstünde Givenchy Paris 1952 yazan bir logoyla. Bu look hak- kında hiçbir şey Sarah’nın arşivde sıkışıp kaldığını ima etmiyordu. 2025’in ruhu. Onu deri body’ler ve bel kıs- mı biçimlendirilmiş, omuz hattı yumuşak ceketler takip etti. Vücudu koza gibi saran palto geldi sonrasında, modelin boynuna dolanmış deri bir atkıyla tamamla- nıyordu, devasa bir fiyonk gibi. File, fiyonk ve deri 52 look boyunca kendini tekrar etti. Ama hiçbiri gördüğümüz ilk beş look’un varyantı değildi. Mesela file, etek ucu volanlı elbise olarak çıktı karşımıza. Burton’ın McQueen’de de yaptığı en seksi şey deri ceketlerdi, geleneğini, imzasını burada da devam ettirdi. (Tam burada bir dip- not: Cate Blanchett, New York’ta Black Bag isimli filmin prömiyerine Burton imzalı deri bir ceketle katılmıştı, ertesi gün Nordstorm mağazalarında ceket yok satmış.) Fiyonklar daha sonra kemer gibi de karşımıza çıktı, bir eteğin iki ucunu birbirine bağlayan detay ola- rak da. Body’ler 1950’lerdeki sütyenlere dö- nüştü ve bir dış giyim nesnesi olarak sunuldu. Basın bülteninde “Kadınlarda güzellik algısını düşünüyordum. Güçlü olmak için erkek gibi giyinmek zorundasın diye bir fikir var… ama hayatında seksi hissetmek istediğin, kırılgan hissettiğin ya da incinebilir olduğun anlar var ve bunların hepsi kadın olmanın bir parçası” yazıyordu. Bir kadının, kadınlar için tasarladı- ğı her açıdan belli oluyordu.

Burton’ın daha önce söylediği gibi “kesim ve siluete odaklandım” sözüne dönecek olursak. Kum saati formunda kesilen ceketler ters-yüz edilmişti. Elbiseler belden aşağıya asimetrik kesilmişti. İki parça vardı, yorumları ikiye bö- len. Jenna Ortega’nın daha sonra sıkıcı Emmy kırmızı halısına renk ve stil getirdiği, Isabella Rossellini’nin Death Becomes Her’de taşıdığı mücevherlerden tasarlanmış üst gibi ya da eski makyaj kutularının mini bir elbisenin üzerine dikildiği gibi.

İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonu da bunun devamı gibiydi. Yine “kadını güçlendirmek”ti ana hedef. Sarah Burton, Alexander McQue- en’de tanıştığı Kaia Gerber’i buraya da getirdi. Kampanyasında farklı kadınları kutluyordu. Collier Schorr fotoğrafları çekti, styling’i Vo- gue mezunu Camilla Nickerson’a aitti. İkisi, Vittoria ve Liu Wen’le beraber kameranın önüne de geçti. “Bütün kadınların güzelliği bana ilham veriyor, buna ekibim de dahil.” R&B ve caz yapan İngiliz müzisyen Raye, Glastonbury’de Burton tarafından hazırlan- mış kıyafetlerle çıktı sahneye. “Bana kendimi çok değerli, çok özel hissettirdi. Anlaşıldığımı görmek mutlu etti” diyordu.

Burton henüz Timothée Chalamet, Austin Butler üzerinde gördüğümüz kırmızı halı lo- ok’ları dışında erkekler için bir defile yapma- dı, couture de aynı şekilde; İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonunda her ne kadar buna göz kırpan parçalar olsa da. İlk defilesinden sonra Cathy Horyn’e şöyle demişti: “Yapmayı sevdiğim o maskülen-feminen dengeyi bu modaevinde oturtmak istiyorum.”

trak apt sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin